Sadrazamlar ve Paşalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sadrazamlar ve Paşalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2018 Cumartesi

Albay Reşat (Çiğiltepe)

Albay Reşat (Çiğiltepe)
(1879, İstanbul - 27 Ağustos 1922, Çiğiltepe)
1879'da İstanbul'da doğdu. Ziya Paşa'nın oğludur.

1896'da Harp Okulu'nu bitirerek Türk Ordusu'nun farklı komuta kademelerinde görev yaptı. Trablusgarp ve Balkan Savaşları'na katılmış, Yanya savunmasında yaralanmıştır. Askerî Mahkeme üyeliği yapmış, I. Dünya Savaşı'nda Çanakkale Cephesi'nde olağanüstü kahramanlığı ile dikkatleri çektikten sonra getirildiği 17. Alay Komutanlığı görevindeyken Muş'un Rus işgalinden kurtarılmasında da önemli rol oynayan Reşat Bey, XVI Kolordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa'nın takdirlerini kazanmıştır.

Aynı zamanda 5 .ve 4. rütbeden mecidi nişanları, gümüş muharebe, liyakat, tahsiliye, Alman ve Avusturya harp, demir salip nişanlarıyla taltif edilmiştir. 53. Tümen Komutanlığı'na getirilerek Suriye Cephesi'nde görevlendirilmiştir. 1918'de İngilizlere esir düşen Reşat Bey, daha sonra esaretten kurtulur kurtulmaz Aralık 1919'da Millî Mücadele'ye katılmak üzere İnebolu'dan "İstiklal Yolu" üzerinden Ankara'ya geçmiştir.

Reşat Bey, Mustafa Kemal Paşa tarafından 11. Kafkas Tümeni (sonradan 21. Tümen) Komutanlığı'na getirilmiştir. Yarbay rütbesi ile İnönü ve Sakarya muharebelerine de iştirak eden ve olağanüstü başarı gösteren Reşat Bey , son olarak 57. Tümen Komutanlığı görevine atanmıştır. 

Bizzat Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından, Büyük Taarruz'un ikinci gününde, muharebenin ve de ülkenin ulusun kaderini etkileyecek en kritik mevkilerden olan Sincanlı Ovası'ndan Dumlupınar'a kadar tüm yolların önündeki en stratejik engel olan Çiğiltepe'yi düşmandan temizlemesi emredilmiştir. 

Ne var ki, bu tepenin önemini çok iyi bilen Yunan Başkomutanı Trikopis ise, en zinde kuvvetlerini, üstün ateş gücüyle bu tepeye yığmış; tahkimatı tamamlamıştır. 

Bundan sonrası kayıtlara aşağıdaki gibi geçmiştir;
    "... 27 Ağustos 1922 sabahı 57. Tümen bu tepeyi kuşatmış, saat 10.30'da Mustafa Kemal telefonda komutana;
    - Reşat Bey, bu önemli tepeyi ne zaman alacaksınız?Gecikmeniz genel durumu etkiliyor.
    - Komutanım, yarım saat sonra alacağız.
    - Başarılar diliyorum.
    Mustafa Kemal (10.45):
    - Düşmanın halen direndiğini görüyorum. Gözümüz o tepede, çok önemli.
    - Komutanım tepeye düşman bir tümen yığmış direniyorlar. Ama alacağız komutanım, mutlaka alacağız.
    Mustafa Kemal (11.00):
    - Reşat Bey'i istiyorum.
    - Komutanım Reşat Bey size bir mesaj bırakarak intihar etti. Okuyorum, komutanım.
    - Yarım saat zarfında bu tepeyi almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam komutanım.
    Mustafa Kemal'in gözlerinden yaşlar boşanır:
    - Allah rahmet eylesin, Reşat Bey büyük bir vatanseverdir.
    11.45 Başkomutanın telefonu çalar:
    - Çiğiltepe alınmıştır komutanım. Yüzlerce ölüsünü bırakan düşman Sincanlı Ovası'na doğru kaçmaktadır, arz ederim.
İlgili resmi kayıt burada biter.

Sonrasını Başkomutan Mustafa Kemal Paşa şöyle ifade eder:
    "Türk Askerine, Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Burada şehit olan kahraman evlâtlarımızı minnetle anıyorum, ruhları şâd olsun." 
- Başkomutan Mustafa Kemal Naaşı, Afyonkarahisar'ın Sinanpaşa İlçesinin Çiğiltepe Mevkiindeki Çiğiltepe Şehitlik'inde bulunmaktadır. (Afyon yakınlarındaki Çiğiltepe 'de bulunan anıtın kitabesinde naaşının Sandıklı'da olduğu belirtilmektedir. 

Ancak Ankara'daki Devlet Mezarlığında da mezarlığı vardır ve 1988 yılında naaşının bu mezarlığa aktarıldığı ifade edilmektadır. Sonuç itibarıyla bir kahramanın mezarının nerede olduğuna bile karar veremiyoruz. Ya diğer isimsiz kahramanlar acaba neredeler.)

Albay Reşat Bey, askerî yaşamında üstün cesaret ve sevk yeteneğiyle çok sayıda madalya (mecidi nişanları, gümüş muharebe, liyakat, tahlisiye, Alman ve Avusturya - Macaristan savaş madalyaları) sahibi olmuştur. Şahadetinin sonrasında TBMM kendisi adına ailesine İstiklal Madalyası takdim etmiştir. Ailesi, soyadı kanununu müteakip "Çiğiltepe" soyadını almıştır. Ailesinin nerede olduğu bilinmemektedir.

30 Ocak 2018 Salı

Damat Rüstem Paşa

Rüstem Paşa, 1500 yılında bugünkü Hırvatistan’da doğmuş, Osmanlı ülkesine getirildikten sonra devşirilmiş ve devlet hizmetinde yer almıştır.

HÜRREM SULTAN'IN SADRAZAMI
Önce Diyarbakır Valisi olmuş, III. Vezir görevindeyken Şehzade Cihangir ve Bayezid’in sünnet düğünlerinde Mihrimah Sultan ile evlenmiştir. Damat Rüstem Paşa kısa zamanda Hürrem Sultan’ın en güvendiği kişi durumuna gelmiştir. 

Hatta sadrazamlık mertebesine yükselmesi de bu sayede olmuştur diyebiliriz. 

Zira Sadrazam Hadım Süleyman Paşa’nın sadrazamlıktan azledilmesi üzerine bu göreve II. Vezir Divane Hüsrev Paşa’nın getirilmesi bekleniyordu. Fakat ne var ki Rüstem Paşa, Hürrem Sultan’ın da teşviki ve emriyle bu ikisini birbirine düşürmüş ve Sultan Süleyman bu kavganın üzerine III. Vezir görevinde bulunan Rüstem Paşa’yı sadrazamlığa terfi ettirmiştir.

ŞEHZADE MUSTAFA'NIN ÖLÜMÜ
Rüstem Paşa 1544 yılında getirildiği sadrazamlık görevine 1553 yılına kadar devam etmiştir. Sadrazamlık görevinden azledilmesinin sebebi ise Rüstem Paşa’nın, Hürrem Sultan’ın entrika ortağı olmasıdır. 

Öyle ki bu entrika Şehzade Mustafa’nın ölümüne sebep olmaya kadar varır. Zira Hürrem Sultan’ın öncülüğünde Rüstem Paşa, Şehzade Mustafa’nın mührünü taklit ederek onun ağzından İran Şahı Tahmasb’a mektuplar yazmış ve mektubu öğrenerek kendisine ihanet ettiği, tahtında gözü olduğu iftirasına inanan Sultan Süleyman oğlunu katlettirmiştir. 

Ancak yeniçerilerin Şehzade Mustafa’yı çok sevmesi ve ayaklanma çıkarabileceği endişesiyle Sultan Süleyman, Rüstem Paşa’yı 1553′te azlederek yerine Kara Ahmet Paşa’yı getirdi. Hürrem Sultan ve Mihrimah Sultan'ın bu durumu kabullenmeyerek Rüstem Paşa’nın tekrar sadrazam olması için uğraşları sonunda Rüstem Paşa tekrar sadrazam oldu. 1561′e kadar da bu görevde kaldı.

EBVAB-I RÜŞVET FATİHİ
Rüstem Paşa, tarihçiler tarafından Osmanlı’ya rüşveti getiren kişi olarak anılır. Hatta rüşvet alma işini o kadar abartmıştır ki bu işi aleni bir şekilde yapmaktan ve belli bir tarifeye bağlamaktan çekinmemiştir. Bu nedenle Osmanlı kaynaklarında Rüstem Paşa’nın bir diğer sıfatı ‘Ebvab-ı Rüşvet Fatihi’  yani rüşvet kapısını fetheden kişi.

KEHLE-İ İKBAL

Rüstem Paşa için kullanılan bir diğer sıfat ise Kehle-i İkbal’dir. (Yani bitiyle bahtı açılan kişi!) 


Bunun da hikayesi şöyledir; Rüstem Paşa’nın Mihrimah Sultan ile evleneceğini duyan Rüstem Paşa karşıtları onun cüzzamlı olduğuna dair dedikodu çıkarır. Sultan Süleyman bunu duyar ve doğruluğunun araştırılmasını ister. Yapılan muayenede Rüstem Paşa’nın bitli olduğu anlaşılır ve padişaha dedikoduların asılsız olduğu söylenir. Zira cüzzamlı kişinin üzerinde bit barınamazmış.

EN ZENGİN İKİNCİ KİŞİ

Osmanlı devlet yönetimindeki b
ozulmanın en büyük sebeplerinden biri rüşvettir. Rüşveti Osmanlıya getiren ve yaygınlaştıran Rüstem Paşa’nın mal varlığı ise dillere destandır ve padişahtan sonraki en zengin kişi olduğu söylenir.